Bedenini dinle…

0
179 views

Bedenini dinle…

İnsan muazzam bir varlık, muhteşem bir sistemi ve işleyişi var. Aklımızın almayacağı bir makine gibi her an faaliyetine devam ediyor.

Mesela sindirim ağızda başlar, az az lokmalarla, karışık yemeyerek bedenimize destek verebiliriz; midemizin daha rahat öğüte bilmesi için dişlerimizle uzun uzun çiğneyerek yemek yeme alışkanlığı edinmemiz gerekli.  Günümüz insanları her şeyi hızlıca halletmeyi arzu ediyor. Oysa yediğimiz her şey kana, kemiğe, enerjiye dönüşüyor ve beyni besleyecek malzemeler de yaratıyor bu muazzam işleyiş. Beynimiz, bedenimizin en muazzam organı olarak kafa tasımızın içinde yer alıyor; evrenin tüm bilgilerini içinde  taşıyabiliyor, kayıt edebiliyor; böylesi limitsiz bir gücü var. Beynimizi bilgisayara benzeterek tarif edebiliyoruz çoğu zaman; halbuki bilgisayarı yapan da böyle bir limitsiz güce sahip beyni taşıyan bir insanoğlu…

İnsanı yaratan, bu müthiş sistemi var eden de yüce Yaradan. Yapay zeka bahsi geçiyor bu dönem sıkça. Halbuki yapay zekayı yapan da insanoğlu. Mesela dondurma yeyince, dondurmadaki tüm karışımın anında kana karıştığını aşağı yukarı herkes biliyor. Son derece karmaşık görünen klonlama ve yapay organların yapılabildiği bu dönemde, halen hiç kimse dondurmayı kana dönüştürmeyi beceremedi. Muazzam tekniklere ve bilimin, teknolojinin, alet edavatın sahibi insan beyni, henüz bu kadar basit bir işlemi gerçekleştirecek bir mekanizma bulabilmiş değil. Yani yapay zeka denen ve çoğumuzu korkutan bu mevzu da aslında bu denli büyütülmemeli. Adı üzerinde zaten ’’yapay’’ asl olan ‘’tek’’tir ve Yaradana aittir. Her şey de O’nun insanoğluna izin verdiği ölçüde gelişebilir, keşfedilebilir ve kullanılabilir.

Geldiğimiz noktada bedenimizi keşfetmemiz ve ona çok iyi bakmamız gerekiyor demiştik. Bunun en önemli noktalarından biri de bedenimizle iletişim kurmak. Artık çağımızda bunu öğrenmenin ve başarmanın pek çok yolu var. Bedenimizle savaş etmeyi bırakmalı, onunla iletişim yoluna girmeliyiz, çünkü bedenimiz ikna edilebilir bir yapıya sahip. Bedenimiz ruhumuzun bu boyutta tezahür etmesi için bize verilmiş bir mabet, bir tapınak… Ruhun evi diyebiliriz hatta. Zaten hali hazırda tüm hayatımız, evimiz, sağlığımız, aklımız, ailemiz, yaşamımız bize tekamül için emanet verilmiştir ve esasında her birine en iyi şekilde her şeye sahip çıkmalıyız. Beden başta tabi ki.. Her yaptığımızı hiç itiraz etmeden destekleyen böylesi bir yapı için ne kadar şükretsek az. Yemek yiyoruz, su içiyoruz, ete, kemiğe, kana dönüşüyor. Herhangi bir şey yediğimizde beden onu bilince, düşünceye, eyleme, harekete dönüştürüyor. Beden topraktan yaratıldı ve aslında biz de topraktan çıkanları yiyoruz, onlarla besleniyoruz. Bu yeryüzünde varoluşumuz bedenimiz vasıtasıyla mümkün olduğuna göre, aslında en değerli bineğimiz beden. Onunla iletişim içinde olursak, var oluşumuzu tezahür ettirebiliriz. Ben kimin neyim dediğimizde bile bedenimiz bizi destekler. Bedenimize, var oluşumuza lanet okumamalıyız. Her lanet okuyuşumuzda bize şah damarımızda yakın olan Yaradan’a da isyan etmiş oluruz. Yaradanın bize vermiş olduğu bu ev, beden için şükretmek, hayatı teslimiyet farkındalıkla yaşamak için içsel dinginlikte olmayı seçmek bizi rahatlatacaktır. Belki riyazat yapmak, inzivaya çekilmek de iyi gelebilir ve düzenli yoga da işimize çok yarar. Kendi mucizelerimiz için kendi bedenimizi anlamak bilmek nazik olmak gerekir. Beden akla açılan sır kapısıdır. Size belki ilginç gelebilir ama birçoğumuza doğduğumuz andan itibaren kendini sevmek, değerli, önemli olduğunu fark etmek öğretilmedi ne yazık ki. Hele bedenimizle konuşmak hiç öğretilmedi. Biz farkında olmadan mucizeler gerçekleşiyor oysa… Hasta olunca mikrobu atmak için ateşimizin çıkması ve terlememiz bize ruhumuzun bedenimiz yoluyla fısıldayışı aslında. Bunu da fark edebilen kaç kişi var, kim bilir…

Yazı yazarken, konuşurken ya da başka bir eylem yaparken yani sürekli olarak beynimiz bedenimizle iletişim halinde. Beden ile beyin uyum içinde. Mucize birçok şeyde görülebilir, zaten bence insanın yaradılışı ve yaşayışı her yönüyle, tamamen bir mucize. Soğuğu hissedince üzerine bir şeyler almak, terleyince ince şeyler giymek ya da ferahlatıcı içecek içmek, uyumak, bisiklete binmek, yürümek, konuşmak, düşünmek, rüya görmek bir çok mucizevi hallerimiz var ve bunları fark etmeden yaşıyoruz. Beyin bedenle iş birliği içinde uyumlu ve birbirlerine mızıkçılık yapmıyor. Bedeni izlemeli onunla iletişim kurmalı ve bu mucizeyi hissetmeliyiz. Becerebildiğimiz kadar derin düşünme(meditasyon) yapıp içimizle temas etmeli, varlığımızın içine dalmalıyız. Mesela yoga yaparken bazen bazı hareketlerde çok iyi olamıyoruz, ”tamam bugün bu kadar oluyor gayet iyi” dediğimizde sonraki yogada daha da esnek olduğumuza şahit olmuşuzdur. Çünkü beden ve ruh uyum içinde.. Ne hissedersek beden bize onu gerçekleştirir. Doğada hiçbir hayvan yiyebileceğinden bir gram fazla yemek yemez ve hayvanlarda obezite yoktur. Evcil hayvanlar hariç elbette. Yemeklerin tadına bakacak kadar yemek bedenimize iyi gelir, yavaş yemek yemek bedenle iletişim için destektir. Bedeni dinlemeden beslenmek ya da aşırı spor yaparak onu bitap hale düşürmekse iyi olmasa gerek.

Özetle beden akıllıdır. Ruhla bağlantılıdır ve ruhun ev sahibidir. Bedenimizle iletişim kurarsak, derinlerine inersek zaten o derinliklerde ruhun fısıltılarını net işitmeye başlarız.

Sağlıkla kalın.

Danışman

Fatma Can

İnstagram:@canfatmacan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here