Fatma Can, Bolluk ve Bereket

0
185 views

Bolluk ve Bereket

Bu dünyaya dört bavulla doğarız. Kendi kaderimiz, anne babamızdan gelen kader, doğduğumuz ve doyduğumuz ülkenin kaderi ve dünyanın kaderidir bu dört bavul…

Doğduğumuz andan itibaren içine girdiğimiz yaşam yolculuğumuzda hedefimiz kendimizi var etmek, varoluş hakikatimizle tanışmak, esasında tekâmülümüzü gerçekleştirmektir. Tekâmülümüzü gerçekleştirebilmemiz için öncelikli olarak atalarımızı olduğu kabul etmemiz gerekmektedir. Neticede ağaç kökleriyle beslenir, bizi de manevi anlamda atalarımız besler. Vefat etmiş olsalar bile atalarımız bize destek olurlar. Onların desteğini alabilmemiz ancak onların yaşadıkları kaderi görmemiz, izin vermemiz, kabul etmemiz ve saygı göstermemizle mümkün olur. Kabul etmek, onaylamak demek değildir. Her ne yaşanılmış olursa olsun yargılama, suçlama, yok sayma ve beğenmeme gibi davranışlarda bulunmamamız demek kaderimizi kabul etmemiz anlamına gelir. Bu kabulleniş, bizim geçmişimizi değil aksine şimdimizi iyileştirmeye olanak sağlar. Elimizden gelen gayreti göstermeli ve tevekkül etmeliyiz. İnsan olarak yetkimiz bellidir. Atalarımızı, yaşanmışlıklarını, kaderimizi olduğu gibi kabul etmek bizi özgür bırakır.

Yeni nesiller olarak biz ailenin duygularını da miras alarak büyüyor ve bu duygularla yaşıyoruz. Atalarımızın oluşturduğu morfik alanlar içindeyiz ve bu alanları maalesef fark etmeden yaşamımızı sürdürüyoruz. Çevremizde şu sözleri çok duyarız: ‘’Aynen dedesi gibi Efe’’ ‘’…aynı babası gibi sorumsuz’’ vs vs..  bu işin görünen tarafıdır.. Buz dağının yeryüzünde görünen kısmı gibi… Bir de işin arka planı vardır, yani gözle görülmeyen ama genelde atalarımızın, dedelerimizin, ninelerimizin kaderini devam ettirdiğimiz, ama bunun farkında olmadığımız gerçeği vardır ortada… Dede koruk yer, torunun dişi kamaşır sözü boşa söylenmemiştir. Geçmişte, daha biz dünyada yokken bile yaşanmış şeyler, mutlak surette geleceğimizi şekillendirir. Bunu aklımızdan çıkarmamak ve geleceğimiz için şimdi de bir şeyler yapmak gerekir.

Örneğin bir ailede miras paylaşımı söz konusu olduğunda, bazen birilerinin hakkı yenir; olasıdır ve örneği çok fazladır. Bizler hakkımızı mahkeme kararına rağmen alamıyorsak ve hakkımız yeniyorsa ne yapabiliriz?  Elimden başka bir şey gelmiyor, katil mi olayım, Allah öbür dünyada hakkımı verir deyip beklemeyi seçebiliriz…  Ancak bu noktada yapılacak bir şeyler daha vardır. Bu olayın içindeki kişilerle manevi olarak da bağımızı kesmiyorsak, ilerleyen süreç içinde bolluk-bereket sorunu yaşamamız kuvvetli bir olasılıktır. Yeni bir ilişkiye başlayamayan kişinin eski eşi, nişanlısı ya da sevgilisiyle helalleşmediği için enerji bağının devam etmesi gibi…  Evlenemiyor  ya da evliliklerinizi devam ettiremiyorsanız, insanlara güvenemiyorsanız, para geldiği gibi kolayca gidiyorsa, sürekli borç batağının içindeyseniz, bağımlılıklarınızı bırakamıyor ya da ölüme meydan okuyan sporlar yapıyorsanız, para kazanamıyorsanız, ailede cinayete kurban gitmiş faili meçhul olaylar, malını mülkünü kumarda kaybeden büyükler, göç, savaş, taciz, tecavüz varsa, sürekli öfkeliyseniz, elinizi neye atsanız kuruyorsa, kardeşleriniz ve sosyal çevrenizle sürekli  geçimsizseniz, ciddi takıntılarınız varsa her zaman geçmişte yaşanmış, halen çözülmemiş, atalardan, aile üyelerinden kaynaklı devam eden enerjiler mevcuttur ve atalarla bağ kesilmesi bu tarz pek çok sorunun çözümü için ilk adım olabilir.

Hali hazırda %98 oranında bize ait olmayan bilgilerle hayatımızı idame ettirmekteyiz. Geçmişin izleri hepimizin üzerinde mevcut. Doğa kanunu gibi bir gerçeklik bu. Atalarımızın yaptıklarının etkisini zaman zaman aşağıdaki şekillerde de görebiliriz:

Yaşamda kaygı bozukluğu  ve korkuları olanların tutundukları borçlu olma ve parasızlık hali hiç nihai bulmaz, bu durum ortadan kaybolunca hayata tutunamayacakları için, borçluluk hali de, parasızlık hali de sürer gider. Hiç bir zaman çözüm odaklı değillerdir sürekli suçlama, yargılama, kıyaslama ve mağduru oynarlar. Bu resmin içinden çıkmaz, sürekli anlatırlar. Ahh ahhh kocaman şirket idik, görümcem öyle kazık attı, biz iflas ettik vb tekrarlayan mağduriyetini tekrarlayarak esasında acıdan beslenirler. Artık kendimizi acındırmaktan, acizlikten, şikâyetten, kurban psikolojisinden çıkma vaktidir. Acıdan beslenmeyi bırakıp, yeni sayfa açıp yeniden başlamak ve hayatı yaşamak bizim elimizde. Kin, nefret, haset, kibiri bırakalım. Bunlar sadece kişinin enerjisini değil, bütünüyle herkesi içine alır ve tüm toplumu hasta eder. Kendi cehennemimizden çıkmak en iyisidir. Anı, şimdiyi, mevcudu şifalanmaya açtığımızda geçmiş ve gelecek de iyileşecektir. Zaten her anlamda şifaya açıldığımızda, ilişkilerimiz düzelecek, bolluk ve bereketi yaşamaya başlayacağız. Allah varlığı bollukla ödüllendirmiştir. Bizler şu yeryüzünde neyin acısını seçiyorsak, onu yaşayacağımızı bilmek zorundayız. Rızkımızı ararız, aslında rızık da bizi arar. Herkes rızkını kazanır, bu çalışmakla olur. Sürekli almak ve mağduru oynamak hiçbir anlamda bize rızık ya da bolluk bereket enerjisi getirmez. Almak kadar vermek de gerekir. Kendimize soralım, neden vermekten korkuyoruz? Bir aslan avını avladıktan sonra doyacağı kadar yer ve avını bırakır, diğer hayvanlar gelir, kalanı yerler. İnsanoğlu stok yapıp durur, daima ihtiyacı olanın fazlasını biriktirir. Yunus Emre: ”Derdi dünya olanın, dünya  kadar derdi olur.” der. Bu kadar dünyaya meyil, bizleri aslında bolluk bereket enerjisinden uzaklaştırır. Her yer bolluk bereket içinde esasında, doğa sınırsızca lütfediyor bize nimetlerini.. yeter ki değerini bilelim, değerini verelim.  Mesela bastığımız toprağa saygımız olsun, şükrü çoğaltalım, elimizden gelen emeği verelim, kazandığımıza kanaat edelim ve her ne olursa olsun şükrü bırakmayalım.

Ve her zaman yaşanan olaylardaki iyiyi görmenin, varlığın bize sunduğu sonsuz seçenekleri kullanmanın bizim irademize verilmiş çok kıymetli bir lütuf olduğunu hatırlayalım. Şikâyeti bırakmak, sil baştan yeniden kendi hikâyemizi yazmak en iyisidir. Şems ‘in dediği gibi : ”Düzenim bozulur hayatım alt üst olur, diye endişe etme, nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını…”

Unutmayalım ki , yaşam enerjimizi annemizden alırız. Annemizi ve onun kaderini olduğu gibi kabul etmeli, önünde saygıyla eğilmeliyiz. Anne enerjisi, dişil enerjidir, berekettir, alan ve çoğaltandır ve paylaşandır. Bereket noktasında tıkanıklık yaşanılırsa annenizle olan bağınızı iyileştirme çalışması yapmanız gereklidir. Babamız da bolluk ve eril enerjisidir. Yön veren gösterendir. Babamızı ve ailesini, annemizle olan evliliğini ve onların kaderlerini saygıyla kabul edelim. Onların büyük, bizimse onların çocuğu olduğunu idrak etmeli, önlerinde saygıyla eğilmeliyiz. Bollukla ilgili sıkıntımız için de mutlaka babanızla olan enerji frekansımızı düzeltmek için çalışma yapmamız gereklidir.

Ne yapmalıyım nasıl yol almalıyım derseniz bana instagram adresimden yazabilirsiniz @canfatmacan

Sevgiyle…

 Fatma CAN

Danışman,Öğretici

fatmacan.wordpress.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here